Adamın biri, önemli bir iş için akıl danışacağı, fikir alacağı akıllı birini arıyordu. Bunun üzerine biri ona:

- "Bizim şehirde kendini deli gibi gösteren biri var ki, ben ondan daha akillisini görmedim. Yalnız bu adamı, deyneğini at yapmış, diğer çocuklarla beraber oynarken görürsen hiç şaşma. O kendini deli gibi gösteriyor. Aslında o adam son derece bilgili, tecrübeli, zeki birisidir" dedi.

Bunun üzerine akil arayan adam, ismi verilen şehre geldi. "Sora sora Bağdat bulunur" derler ya, o da deli denilen akıllıyı aradı ve buldu.

Sorusu olan adam:

- "Ey deyneğe binmiş olan kişi! Atını bu tarafa sür de yanıma gel" diye seslendi.

Deli, deyneğini o tarafa sürerek geldi.

- "Çabuk söyle! Atim çok huysuzdur, sonra seni teper" dedi.

Sorusu olan, onun bu halini görünce, asıl soruyu sormaktan vazgeçti ve alay etmek maksadıyla:

- "Evlenmek istiyorum, acaba nasıl bir kadın bulmalıyım?" dedi.

Deli:

- "Dünyada üç türlü kadın vardır. İkisi belalıdır, üçüncüsü define gibidir, zor ele geçer. Birincisi bela, ikincisi sıkıntı, üçüncüsü ise dünyada cennettir. Birinciyi istersen, o hiç senin olmaz. İkincisinin yarısı senindir, yarısı senden ayrıdır. Üçüncüsü ise tamamen senin olur. İste bunları söyledim. Çekil yolumdan da atım çifte atmadan buradan uzaklaş. Yoksa düşersin de bir daha ayağa kalkamazsın" dedi.

Deli adam, atını çocuklarının arasına doğru sürdü. Soru soran ise, arkasından koşarak:

- "Dur gitme! Gel de bunların açıklamasını yap. Bu üç çeşit kadın kimlerdir?" diye bağırdı. Deli, sopasını durdurdu. Onun yanına geldi ve;

- "Senin olmayan kadın; çocuklu, dul kadındır. Bütün sevgisi çocuklarına ve ilk kocasınadır. Yarısı senin ' yarısı başkasının olan kadın ise; çocuksuz dul kadındır. Hepsi senin olan kadın ise; bekar kızdır. O her şeyiyle sana bağlıdır" dedi.

Deli, bunları söyledikten sonra atını mahmuzlayarak sokaktaki çocukların arasına karıştı.

Soru soran adam, delinin cevapları karsısında hayret etti ve;

- "Ey büyük insan! sana bir sorum daha olacak. Onu da cevaplandır, öyle git" dedi. Deli:

- "Peki! Çabuk sor, arkadaşlarım beni bekliyor."

Adam:

- "Bu kadar akilli ve edepli olduğun halde, bu delilik oyununu neden oynuyorsun?"

Deli görünüşlü akıllı adam:

- "Neden mi? Çünkü bu devletin idarecileri beni şehre kadı yapmaya karar vermişler. Ben de kabul etmediğim halde, ısrar ettiler. Senden daha iyisini bulmamız mümkün değil dediler. Ben de aslında akıllı ve normal biri olduğum halde, kendimi deli gibi göstermeye mecbur kaldım. Kadı olup, bunca insanin yükünü çekmektense, deli olmak daha hoş" dedi ve tekrar sopasına binip uzaklaştı.

Öğütler:

* İnsan görünüşü ile değil, aklı ve fikirleri ölçüsünde değerlidir. Onun için insanlar hakkında görünüşlerine göre hemen karar vermemelidir.

* Kişi, dilinin altında gizlidir. Dış görünüşünün güzel ve çirkinliği, bir an için insanı etkiler. Ama konuşulduğunda, sözleri ölçüsünde değer verilir.

* Her gördüğünü Hızır bil. Karşımızdaki insanların kılık-kıyafetine bakmayıp, herkesin mutlaka değerli bir tarafı olabileceğini düşünerek hareket etmeliyiz.

Ruhen büyük insanlar, aynı zamanda başkalarına da hürmet etmesini bilen insanlardır.

* Şöhret, afettir. Başkaları tarafından parmakla gösterilen biri olmak, insanda zaten mevcut bulunan kibir gurur, haset gibi kötü huyları öne çıkartır, dünya ve ahretin mahvolmasına sebep olabilir. O yüzden sakınmak lazımdır.

* İnsanin başarısını alkışlayan eller gün gelir ölümünü de alkışlayabilir. İnsanların bir anlık övgüsü ve alkışı bizi şımartmamalıdır. Tersini de düşünmelidir.