1. Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz. Daha Fazla Bilgi.

Dalış Sonrası Uçuş ?

'Su Altı Dünyası' forumunda selcuk tarafından 13 Aralık 2012 tarihinde açılan konu

  1. selcuk

    selcuk Member

    “-Sayın yolcularımız şimdi lütfen kemerlerinizin bağlı olduğunu tekrar kontrol ediniz ve kendi emniyetiniz için ikaz ışıkları sönene kadar yerlerinizden kalkmayınız.”Anonstan sonra uçak hareket etmeğe başladığında adamı birden sıcak bastı. Dalış eğitmeninin derslerde dalıştan sonra uçuşun tehlikeli olabileceğinden bahsettiğini hatırladı.

    Gündüz yaptığı keyifli dalış esnasında akşam uçağa bineceğini hiç hesaba katmamıştı. Artık “Ben uçmaktan vazgeçtim, gelemiyorum” deme zamanı da geçmişti. “Ayvayı yedik!” diye geçirdi içinden (ya da vurgunu). Sinirli bir hali vardı. Neyse ki çevredekiler uçağa binmekten korkuyor diye düşündüler de, bilinçli bir dalıcı olarak karizmayı fazla sarsmadı. Ben aynı duyguları akşamdan kaldığım bir sabahta basınç odasındayken yaşadım. 60 feet derinlikteyken (2.8 atm) buz gibi bir kola hareketime çok iyi gelmişti. Son yudumu da içip gark edince birden uyandım ve yukarıdaki sıcaklık bastı bedenimi. Kolayla beraber yuttuğum gaz 2.8 atm’den 1 atm’ye gelirken genişleyecek ve belki de ağrılar içinde kıvranacaktım. Sonradan benzer durumlarda ciddi sindirim sistemi problemleri (mide perforasyonu dahil) yaşanan vakalar olduğunu da öğrenecektim tabii. Basınç odasından çıkışa kadar geçen süre içinde yuttuğum gazın önemli bir kısmını çıkarmayı becerebildiğimden bana bir şey olmadı. Yukarıdaki sanal dalgıcın da sıfır deko yaptığı dalışından itibaren 12 saate yakın bir süre geçmişti ve seyahat boyunca bir sorun yaşamadı.

    Ancak biraz tırstığından yolculuk boyunca yudumlamayı hayal ettiği JB’den feragat etmek zorunda kaldı. Ben Ekim sayısına ne yazacağım diye hindi gibi ya da kara kara düşünürken bir dalıcıdan e-mail aldım. Dalıcımız (nedense hep böyle denir… şimdi durup dururken neden dalıcı bizim oldu ki?) mesleği gereği sık sık uçan ve sık uçtuğu kadar da dalmak isteyen biri. Hani hepimiz dalışa başladığımız yıllarda hep dalmak, hep dalmak istemişizdir ya… Bu dalıcı da havada ve suda maviye aşık. Bana mailinde dalış sonrası uçuşun sakıncalarını, dalıştan ne kadar süre sonra uçabileceğini soruyordu. Birden yüzümde hafif bir gülümseme belirdi ve “Buldum! Buldum!” diye fırladım yerimden. Ekim sayısına bir konu bulmuştum yazacak. Gerisini biliyorsunuz zaten…

    Dalış sonrası uçuş konusu biraz tartışmalı, henüz fikir birliğine varılamamış, hakkında hala araştırmaların devam ettiği bir konudur. Dalışla ilgili herkesin bildiği gibi irtifaya çıkmak çevre basıncının düşmesine neden olmaktadır. Esas sorun da bu basınç değişikliğinden kaynaklanmaktadır. Şimdi konuyu daha iyi anlayabilmek için irtifa ve basınç ilişkisine bir göz atalım. Havacılıkta daha çok kullanıldığından birim olarak feet ele alınacaktır.

    Tablo 1.1.jpg


    Tabloda görüldüğü gibi yükseklik arttıkça çevre basıncı düşmektedir. Tıpkı bir dalışta yüzeye gelirken olduğu gibi. Bu durumda hızla yükselmekle (öncesinde dalış yapmasak dahi), belirli dip zamanlı dalıştan hızla yüzeye çıkıldığı zaman olduğu gibi, gaz kabarcıklarının oluşabileceğini söyleyebiliriz.

    Daha önce bir çok kez ele aldığımız gibi dokularımızda gaz kabarcığı oluşmasına (dolayısıyla dekompresyon hastalığı oluşmasına), vücudumuzda çözünen nitrojenin kısmi basıncının çevredeki nitrojen basıncından belirli oranda yüksek olması, bir başka deyişle dokuların aşırı doygunluğu (süpersatürasyon) neden olmaktadır. Gerçekte havacılık tarihinde de birçok dekompresyon hastalığı olguları görülmüştür (dalış yapılmaksızın hızla irtifaya çıkmak suretiyle). 18000 feet’te çevre basıncı 0.5 atmosfere düşmektedir. Bu yüksekliğe hızla çıkmak, 10 metreye yaşadığımız süre kadar dip zamanı olan bie dalış yaptıktan sonra yüzeye gelmekle eşdeğerdir.

    Uluslar arası havacılık kurallarına göre yolcu uçakları kabin basıncı 8000 feet’ten daha düşük olmamalıdır (yani kabin basıncı en fala 8000 feet yüksekliğe çıkılıyormuş gibi ayarlanmalıdır. Hatta Galapagos’a birçok dalıcı taşıyan modern uçakların kabin basıncını 5000-7000 feet arasında tuttuklarını duydum (ama kimin yalancısı olduğumu hatırlamıyorum). Bu yükseklikte vücudumuza etki eden basınç %25 azalır. Bu basınç düşmesi yaklaşık 30 (4 atm) metre derinlikten 20 (3 atm) metreye gelirken görülen basınç değişikliği kadardır. Bu değişme çok anlamlı gibi görünmese de vücudumuzun yıllardır 1 atm’de nitrojene doymuş olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Uçuştan kısa bir süre önce dalış söz konusuysa, vücudumuzda ek nitrojen de çözündüğünden, 7000 feet’lik bir irtifa dekompresyon hastalığı için bir risk oluşturur. Uçuş öncesi, dalış esnasında vücutta çözünen nitrojenin dışarı atılması için (solunum yoluyla) yeterince süre tanınmazsa, 7000 feet yükseklikte, dokularda bulunan nitrojenin basıncının çevredeki nitrojen basıncına oranı kabarcık oluşturacak düzeyde yüksek olabilir (süpersatürasyon). Dalış sonrası uçuş yeni kabarcık oluşmasına neden olduğu gibi, oluşmuş kabarcıkların hacimce büyümesine de neden olur. Bugün biz bazı dalışlardan sonra vücudumuzda herhangi bir belirtiye neden olmayan, sessiz gaz kabarcıkları oluştuğunu biliyoruz. Böyle bir durumda belirtiye neden olmayan gaz kabarcığı, uçuş esnasında hacimce büyüyerek dekompresyon hastalığı belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olabilir.

    Yazının başında dalış sonrası uçuş, yani dalıştan ne kadar sonra uçağa binilmesi gerektiği konusunda bilimsel temellere dayanan bir fikir birliği olmadığını belirtmiştik. Peki şimdi ne olacak? Biz gittik Küba’ya, günde ikişer, hatta gece dalışıyla birlikte üçer dalışımızı yaptık. O kadar yol gitmişken son gün de dalalım dedik. Karayoluyla gelenler için problem değil ama biz binlerce kilometre yoldan, hava yoluyla dönmek durumundayız. Peki şimdi ne yapacağız? Fıkradaki* dalgıç gibi okyanusa otoban döşeyecek sihirli lambadan çıkan cini mi bekleyeceğiz?

    Halihazırda dalıştan sonra uçağa binmek içi ne kadar beklenmesi gerektiği kesin olarak bilinmemektedir. Bunda dalış sayısı ve profillerinin değişken olması etkili bir faktördür. Şüphesiz derin ve uzun dalışlarda, günde birden fazla yapılan dalışlarda dokularda daha fazla nitrojen çözülecek, bu nitrojenin solunum yoluyla dışarı atılabilmesi için daha fazla süre gerekecektir. Yaygın olan “günde tek dalış yapılmışsa uçağa binmek için 12 saat bekle” kuralı kökenini askeri uygulamalardan almaktadır. Amerikan Donanması dekompresyon tablosunda dalıştan 12 saat sonra dalış süresince vücutta çözünen nitrojenin atılarak sıfırlandığı kabul edilmektedir. NOAA (The National Oceanographic and Atmospheric Administration) kurallarında ise dalıştan sonra uçağa binmek için Grup harfinin “B”ye düşene kadar beklenilmesi gerektiği önerilmektedir. Ne Amerikan Donanması’nda benimsenen, ne de NOAA’daki kural somut bilimsel temellere dayanmamakta, dekompresyon hastalığı görülme insidensinin (sıklığının) kabul edilebilir bir düşüklükte olduğu bekleme süresinin amprik olarak gözlenmesi temeline dayanmaktadır. Her iki kurum gerek dekompresyon uygulamalarında, gerekse dalış sonrası uçuş kriterlerinde en fazla %1-2 lere varan dekompresyon hastalığı insidensini kabul edilebilir olarak görmektedir. Bu oranın düşük olmasına rağmen genel popülasyon tarafından kabul edilebilirliği tartışma sürer.

    Dalış sonrası genel görüş birliğine varmak için önemli bir toplantı 1989 yılında UHMS (Undersea and Hyperbaric Medical Society : Sualtı ve Hiperbarik Tıp Cemiyeti) tarafından yapılmıştır. Elde somut bilimsel verilerin olmaması bekleme süresi konusunda uzun tartışmalara yol açmıştır. Uzayan tartışmalardan sonra katılımcılar DAN’ın 1987’den beri yapılan kayıtlarını geriye doğru incelemişler, dekompresyon hastalığı belirtileri görülen dalıcıların bekleme sürelerini karşılaştırmışlardır. Bu toplantıdan çıkarılan sonuç hemen hemen belirti gösteren tüm dalgıçların dalışından sonraki 24 saat içinde uçtuğu şeklindedir. 24 saatten fazla beklediği halde belirti görülen olgularda ise zaten uçağa binmeden de belirti görüldüğü tespit edilmiştir. Bu toplantıda genel kabul gören öneri; “Birkaç gün içinde birçok dalış yapan dalıcıların uçuş öncesi beklemeleri gereken süre 24 saat olmalıdır” olmuştur. Bu sadece bir öneri olmasına rağmen dalış camiasında geniş bir kabul görmüş, beklenen 24 saat organizasyonlarda bir takım idari ve ticari problemlere yol açmıştır.1991 yılında DAN konu hakkında bir açıklama yaparak; dalıcıların dalıştan sonra yolcu uçaklarına (jet) binmeden en az 12 saat beklemeleri gerektiğini; birkaç gün içinde ardışık dalışlar yapan ve dekompresyonlu dalışlar yapan dalıcıların ise bu süreyi mutlaka daha uzun tutmaları gerektiğini belirtmiştir.

    Daha sonra DAN’ın Duke Üniversitesi’nde 1993 yılında başlattığı bir projeyle dalış sonrası uçuş konulu bir deneysel çalışma yürütülmeğe başlanmıştır. Duke Üniversitesi bünyesinde uzun yıllardır hiperbarik fizyoloji ve tıp konusunda araştırmalar yapılan bir merkez bulunmaktadır. Bu merkezde birçok basınç odası,iglo ve hiperbarik şartların sağlandığı sistemler bulunmaktadır. Burada yürütülen çalışmada insanlar basınç odasında daldırılıyor (60 feet’te 55 dakika), daha sonra belirti bekleme sürelerinden sonra simulasyonla uçuruluyor. Bir kongre sonrası Doç.Dr.Şamil Aktaş’la bu merkeze yaptığımız ziyarette, bu çalışmanın uygulama aşamasını izleme şansını elde ettik.

    Katıldığımız brifingde açıklama yapan kişi deneklere (başta belirttiğim gibi kobay falan değil bunlar, turp gibi yüzleri gülen insanlar); “-Bu günkü uygulamada çok büyük olasılıkla içinizden birkaçı dekompresyon hastalığı belirtisi verecek. Ama bildiğiniz gibi anında uygulayacağımız tedaviyle de hemen düzelecek.” Dediğinde ağzımız açık bakakalmıştık. Sonra sorduk bu insanlar kimdir? Nasıl böyle bir riskli çalışmada yer alıyor? diye. Hepsinin okumuş, dalışa meraklı ve bu çalışmaya gönülden destek veren kişiler olduğunu öğrendik. Yanlış hatırlamıyorsam dalış başına verdikleri 100 dolar da bütçelerine bir katkı. Yani hadise yersen porsiyonu 100 dolardan vurgun var. Çalışmada yapılan 700 dalış ve sonrasında uçuş uygulamasında 38 dekompresyon hastalığı oluşmuştur. Dekompresyonsuz yapılan tek dalıştan sonra görülen olguların hepsinde bekleme süreleri 12 saatten azdır. Bu sonuca göre de günde tek dalış (sportif dalış limitlerinde) yapan kişilere uçuş öncesi 12 saat bekleme önerisi destek bulmuştur. Çalışmanın diğer bölümlerinde 1’er saat yüzey bekleme süreleri koyarak günde 2 ve 3 dalış (2. ve 3. dalışlar 60 feet’te 20’şer dakika) yapılmış ve 17 saat bekleme süresine kadar dekompresyon hastalığı görülmüştür. Bu sonuç da daha önce önerilen “Ardışık dalışlardan sonra uçuş için 12 saatten fazla beklenmelidir” önerisini desteklemiştir. Bu sonuca göre ardışık dalışlardan sonra uçuş için en az 17 saat beklemek yerinde olacaktır. Yürütülen bu çalışmada dalışlar basınç odasında kuru ve rahat bir ortamda yapılmış, açık deniz dalışındaki gibi herhangi bir efor ya da stres söz konusu olmamıştır. Gerçi kişinin dekompresyon hastası olma ihtimalinin yüksek olduğunu bilmesi hoş bir duygu değil ama… Biz biliyoruz ki gerçek dalışta söz konusu olan immersiyon (su içinde olmak), ısı kaybı, efor ve stres gibi faktörler nitrojen alımını, dolayısıyla dekompresyon hastalığı oluşmasını etkilemektedir. Bu nedenle bence bu çalışmanın sonucunu birebir uygulayıp uygulamamak ayrı bir tartışma konusu. Bu nedenle de çalışmanın, mümkün olduğunca su içinde ve deneklerin efor harcamaları gibi gerçek dalış şartlarını olabildiğince simüle ederek sürdürülmesinden bahsedilmektedir.

    Ülkemizde benim şimdiye kadar duyduğum, dalış sonrası dekompresyon hastalığı belirtileri görülen iki oldu vardır. Birinde Antalya’dan İstanbul’a uçan bir dalıcı uçuş esnasında bir belirti vermiş ve İ.T.F. Deniz ve Sualtı Hekimliği A.D’da tedavi görmüştür. Diğer bir olgu yanılmıyorsam Kızıldeniz’den Almanya’ya uçarken Türkiye semalarında belirti vermiş ve dalıcı Atatürk Havalimanı’nda uçaktan inmek zorunda kalmıştır. Bu olgu da özel bir tedavi merkezinde tedavi olmuştur.

    Peki şimdi bu kadar laf salatasından sonra sadede gel diyenleriniz varsa aslında olayın çözümü gayet basit. Günümüz teknolojisinde Lear Jet 23000 feet (7010 m) irtifaya kadar kabin basıncını 1 atm tutarak uçabilmektedir.

    Yani daha saçlarınız kurumadan dahi özel kiraladığınız ya da satın aldığınız jete binerek (eğer fıkradaki* dalgıç gibi uçağa binme korkunuz yoksa) istediğiniz yere uçabilirsiniz. Tabii bazıları bu imkana sahip olmayabilir. Bu durumda benim önerim riski göze almaktansa, dalış seyahatlerinde son günü hediye vs. almak için çarşı pazara ayırmak daha mantıklı olduğudur. Bu arada dalış malzemelerinizi tatlı suyla yıkama ve kurutma şansına da sahip olursunuz. Böylece hem siz üzülmezsiniz, hem dalış malzemelerinizle aranız iyi olur, hem de hediye aldığınız insanlar mutlu olur.
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 6 Temmuz 2015
    Tags:
  2. MaRLeY

    MaRLeY Moderator

    waow olaya bak sen harbi uçmuş bu herifler
     
  3. selcuk

    selcuk Member

    Usta hayatin her anindan zevk almak gerek Simi
     
  4. MaRLeY

    MaRLeY Moderator

    oo usta kaç gündür yoktun ortalıklarda selam atıp kaçıyosun haa
     
  5. selcuk

    selcuk Member

    Dogrudurya misafirden yazilari okuyodum internet var Ama baglanamiyodum degisik bir durum ya artik bol bol yazabilcem
     

Bu Sayfayı Paylaş

Yükleniyor...